MİMOZA

Deniz kenarında, dalgaların ayağıma bir karış kala kuma vurduğu, küçük, salaş bir kafede oturmak istiyorum. Kimse konuşmasın.

MİMOZA

Zihnim sürekli alarm halinde… Yoruldum.

Sadece bedenimi değil, ruhumu da dinlendirmeye ihtiyacım var benim.

Deniz kenarında, dalgaların ayağıma bir karış kala kuma vurduğu, küçük, salaş bir kafede oturmak istiyorum.

Kimse konuşmasın.

Dalgaların sesi, kuşların ötüşü, ve rüzgar dışında hiç bir ses duymadan , sus pus, ööööyle oturup bakasım var.

Sessizce önüme mis kokan bir sade kahve gelsin. Köpüklü köpüklü…
Yanında incecik bir bardakta su.
Önce suyu yudumlarım, sonra kahveyi.
Fincanın kulpundan tutarım, önce bir koklarım, içime çekerim, öyle yudum alırım.

Güneş yüzüme yüzüme vursun. İçim ısınsın. Gözlerim kamaşsın ama rahatsız olmayayım.
O sıcaklığın beni iliğime kemiğime, dişimin kovuğundan , kirpiğimin teline kadar iyileştirdiğini, şifa verdiğini düşüneyim..

Denize bakayım konuşmadan…

Deniz çarşaf gibi olsun. Martılar konsun üstüne.
Hani güneş üstüne vurunca gümüş rengi olur ya, işte öyle görünsün…

Cebimde bir yarım simit olsun. Onu alıp martılara, serçelere minik minik atayım.

Sessizlik… huzur…

Saatlerce oturayım orada…

Sonra kalkayım , tembel tembel yürüyeyim birazcık.

Yol boyu sümbüller olsun, kokuları burnuma dolsun keskince…

Çimler yeni biçilmiş olsun. Taze biçilmiş çim kokusuna bayılırım.

Sonra… Bir mimoza ağacı bulayım, oturayım altına.

Şöyle bağdaş kurayım çocuklu

Yorumlar

Kitap hakkında yorumlarınız